25 Mayıs 2010 Salı

Ölüm

       Mevlana’ya göre ölüm; yaratana kavuşmanın bir başlangıcıdır. Bir düğündür. Bir sevinç gösterisidir. Mevlana Hazretleri hiç ölümden korkmaz. Çünkü onun bu dünyanın parasıyla puluyla, işiyle gücüyle, adıyla, arabasıyla, ihalesiyle, yeni iş sahalarıyla, ballı arsalarla falan işi yoktur. O’nun tek düşüncesi yaratanına kavuşmaktır.
Yaratanı en çok anmak ve onun hoşnutluğunu kazanmaktır. Biz buna dünyada kulluk diyoruz. Tabi kulluğun iyisi var. Kötüsü var. Biz kulluğun hangisi iyidir, hangisi kötüdür gibi bir yorum yapma yetkisine sahip değiliz. Bahsetmek istediğimiz konu ölümün varlığı, ölümün gerçek oluşu, ülkemizdeki ölümlerin nedenleridir. her canlının mutlaka ölüm denen bir sonla bu dünyadan göçüp gitmesi gibi konulardır.
       Her gün televizyonlarda, gazetelerde ölüm haberlerini duyuyoruz. Duyduklarımız, kişisel kavgalardan, kan davalarından, hastalıklardan falan ölenlerin haberleridir. Ama ülkemizde en dikkat çekici, en çok ölümler trafik kazalarından olmaktadır. İş kazalarından, bazen uçak kazası gibi kazalardan da ölüm haberlerini duyduğumuz olmaktadır. Ama trafik kazaları ülkemizin en ölümcül kazalarıdır.

       Yıllardır ülkemizin acı bir gerçeği olan terör başlı başına bir sorun olmaktadır. Ülkemizdeki terörün önlenmesi, terörden ölen insanların görüntüleri, şehitlerin ölüm haberlerinin üzücülüğü, ölü yakınlarının feryatları başlı başına üzüntü kaynağımızdır. Ölüm acı bir gerçektir. Ölümden dönüş yoktur. Ama bazı görsel yayın organlarındaki ölü tabutları, ölü yakınlarının feryatları, ağlamaları, feryatlarının tekrar tekrar görüntülenmesi, reyting adına o görüntülerden bir şeyler beklemek ne kadar acı bir gerçek, ne kadar da ayıp bir şey desek yerinde söylemiş oluruz. Daha ölçülü, daha saygılı bir anlayışla; haber niteliği sınırlarını aşmadan gösterilse daha yerinde olmaz mı?

       Ölüm adına en üzücü olaylardan birisi de önceki günlerde Zonguldak’ta yaşandı. Alışık olduğumuz, adına grizu patlaması dediğimiz bir patlama; arkasından göçük altında kalan 30 işçimizin ölümleri daha farklıydı. Ölümün feciliği konusunu insan hayal bile etmek istemiyor. Çoluk çocuğunun ekmek parasını kazanmak için yerin 500 metre altına giren insanlar bir daha çıkamıyorlar. Onların ölümlerine 4–5 gün sonra ulaşılıyor. Onları düşündükçe, yöremizdeki rızık kazanma yöntemlerini aklıma getirdikçe bizlerin ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Bizim aramızda işleri zor olanlar bile olsa; ölümler o kadar feci olmamaktadır. Sonuç ölümde olsa; hiç olmazsa bol bol oksijen ala ala ölmekteyiz. Dünyayı göre göre ölmekteyiz.

       Sağ olan madencilerimizi gördüğümüzde bile insanların derileri sanki başka renkte gibi. Zencilere benziyorlar. Ama onları içlerinin ve dışlarının karalığı; insanların enerji kaynağı olarak kullandıkları kömürün karalığıdır. Bu insanlar bizlere enerji kaynağı olarak verdikleri kömürün çıkartılma savaşını veriyorlar. Amaçları insanlara hizmettir. Ama bazen göçük altında kalarak savaşa yenik düşebiliyorlar. Sık sık ölüyorlar…

       Allah bir daha göstermesin. Ölenlere Allah Rahmet etsin. Biz sadece temennilerde bulunabiliyoruz. Keşke onlar adına daha iyi şeyler yapabilseydik…

       Daha iyi işyeri şartları, daha iyi yollar, daha iyi tedbirler ölüm gibi bir acı gerçeği azaltamaz mı?

       Herkese saygılar.

0 yorum: